Ahmet EROL'un Web Sitesi

TEDAVi YONTEMLERi Alter

OZON TEDAVİSİ

Ozon Nedir?

        Ozon üç oksijen atomundan oluşan bir kimyasal bileşiktir (O3). Ozon, atmosferde genel olarak iki atomlu halde bulunan normal atmosferik oksijene (O2) nazaran çok daha yüksek enerji taşıyan bir yapıya sahiptir.

        Ozon, atmosferin bir kaynağı ve oksijenin yüksek enerjili halidir. Gökyüzünün mavi renginin kaynağı olan ozonun dünyadaki yaşam için ne denli önemli olduğu son yıllarda yapılan bilimsel araştırmalarla kanıtlanmıştır. Dünya için bu kadar önemli olan ozon, tıp dünyasında da günden güne çok daha önemli bir yer edinmektedir. Ozon tedavisi ile kanserden diyabete, tansiyondan böbrek rahatsızlıklarına kadar pek çok hastalığın tedavisinde başarılı sonuçlara ulaşılmaktadır.

        Tedavide kullanılan ozon gazı medikal ozon jeneratörlerinde saf oksijenden üretilir.Üretilen ozon tedavide daima oksijen ile karışım halinde kullanılır.Ozon tedavisi yöntemlerinin hepsi hastaya ozonu güvenilir ve zararsız bir şekilde vermeye yöneliktir.Tedaviyi uygulayan doktor,bilgileri ve deneyimleri ile hastası için uygun ve gerekli olan yöntemi seçmektedir.Ozon tedavisi hiçbir ilacın sahip olmadığı kadar geniş bir uygulama alanına sahiptir.Hiçbir yan etkisi olmayan ozon tedavisi herkese uygulanabilir.Yan etkisi olmadığı gibi hiçbir ilaç ile etkileşim de yapmaz.Bu nedenle ozon tedavisi oldukça pratik ve yararlı bir doğal tedavi yöntemi olarak başarı ile uygulanmaktadır.

        Ozon oksijenin normal atmosferik birleşimine göre bazı farklılıklar gösterir. Oda sıcaklığında renksiz olan ozon gazının karakteristik bir kokusu vardır. Fırtınalı havalardan sonra, yüksek yerlerde veya deniz kıyısında doğal olarak oluşur ve hissedilebilir. Ozun gazının ismi bu karakteristik kokusundan dolayı Yunanca "koklamak" manasına gelen ozein’den türetilmiştir. Alman kimyacı Christian Friedrich Schönbein (1799-1868) tarafından 1840 yılında keşfedilen ozon deniz seviyelerine yakın yerlerde 10 milyon hava partikülü başına bir partikül O3 (= 0.1 ppm = 200 µg/m³) konsantrasyonlarında duman şeklinde bulunur. Yükseklik arttıkça azalır. Mesela 2000 metre yükseklikte 0.03 - 0.04 ppm seviyelerine düşer.

        Çok güçlü okside etme özelliği vardır. Etkin bir dezenfektasyon maddesidir. Etkin dezenfektasyon özelliği sayesinde tüm dünyada içme sularındaki mikropları öldürmek amacıyla arıtma tesislerinde güvenle kullanılmaktadır.
Ozon Tedavisinin , dünyada 16 ülkede medikal legalitesi (geçerliliği) vardır. Bu tedavi birçok ülkede sağlık bakanlıklarınca da kabul edilmektedir.( Küba, Rusya, Çekoslovakya, Bulgaristan vs.)

        Türk Tabipleri Birliğince lokal uygulamalarından olan eklem içi uygulaması ve bel içerisine uygulama kabul görmüş olup TTB’nin ücret tarifesine de girmiştir.

Ozon Tedavisinin Kullanıldığı Hastalıklar

        Ozon insanların sağlığını koruyan ve kaybedilen sağlığı geri kazandıran bir etken, klasik tıp yöntemlerinin dışında veya karşısında olan bir tedavi değildir. Tüm tedavi yöntemlerinin yanında veya soruna göre tek başına da uygulanabilmektedir.
Damar hastalıkları ve dolaşım sorunları, Enfeksiyon Hastalıkları, yara tedavisi, hepatit AIDS gibi viral Hastalıklar, Multiple Skleroz çölyak gibi Otoimmun Hastalıklar, yaşlılığa bağlı unutkanlık, hafıza kaybı, akciğer ve karaciğer hastalıkları, böbrek Hastalıkları, şeker Hastalığı, cilt hastalıkları, kanser hastalıkları, ortopedik rahatsızlıklar, diş ve diş eti hastalıkları, bağırsak hastalıkları, kadın hastalıkları ve cinsel sorunların tedavisinde ozondan faydalanılmaktadır.


        Ozon terapinin bilimsel olarak kanıtlamış olan, fiziksel sorunlarımıza en temelden getirdiği çözümler sonucunda, ilk bir kaç seansdan sonra dahi görebileceğiniz olumlu ve pratik etkilerden bazılarını şöyle sıralayabiliriz;

1. Zihinsel ve fiziksel, güç ve performansınızda önemli derecede artış
2. Uyku ihtiyacınızın azalması ve uyku kalitenizin artması
3. Bağışıklık sisteminin güçlenmesi sonrasında, yaygın mevsimsel hastalıklara karşı direncinizin artması
4. Vücudunuzda, özellikle kas ve eklemlerde, bel ve boyun gibi bölgelerde görülen ağrı, sertlik, uyuşukluk, karıncalanma vb., sizi gün içinde etkileyen, fiziksel aktivitenizi kısıtlayan ve hastalık psikolojisine sokan şikayetlerin ortadan kalkması
5. Cinsel istek ve performansda belirgin artış
6. Stres ve yoğun baskı ile daha kolay başa çıkabilme
7. Artan fiziksel direnciniz sonrasında, özgüveninizin yerine gelmesi ve beraberinde getirdiği psikolojik rahatlama

        Bütün bu faydaları daha uzun uzun sayabiliriz. Ancak burada önemli olan şey, burada belirtilen tüm bu olumlu gelişmelerin, bizzat Ozon terapiden faydalanan kişiler tarafından ifade edilmesidir.

Ozon Tedavisi İle Kendinizi Çok Daha Genç Hissedebilirsiniz

Anti-aging ( geriye yaşlanma ) ve yeniden canlanma

        Ozonun kırmızı ve beyaz kan hücrelerinin metabolizma akivasyonu sayesinde kazandırdığı genel iyilik hali kişilere kendilerini yenilenmiş hissini vermektedir. İş hayatındaki stres, yoğun çalışma temposu, zihinsel ve bedensel yorgunluk ozon (O3) tedavisiyle etkin bir şekilde giderilmektedir. Profesyonel sporcular ve kadınlar bu tedaviden oldukça faydalanmaktadırlar. Ozon fiziksel dayanıklılığı arttırmaktadır.
 

Dolaşım bozuklukları

       Arteriel dolaşım bozukluklarında karşılaşılan diğer semptomların yanı sıra bacaklarda hissedilen soğukluk, kısa yürüyüşler sonrasında ayaklarda hissedilen ağrı alarm veren semptomlardır. Bu durum ozon tedavi için 40 yıldır çok önemli endikasyon oluşturur. Ozon tedavinin dolaşım bozukluklarındaki başarısı yapılmış birçok tıbbi çalışma ile kanıtlanmıştır. Ozon klasik tedaviye ek olarak veya tamamlayıcı olarak kombine kullanılabilmektedir.

Yaşlı kişilerde önlem ve tedavi

       Yaşlı kişiler ozon tedavisine oldukça iyi yanıt verirler. Bütün klinik avantajlarının yanı sıra oksijenin dokular tarafından daha iyi kullanımını sağlar, bağışıklık sistemini harekete geçirir ve vücudun kendi antioksidanlarını ve serbest radikallere karşı savaşan hücreleri harekete geçirir. Bunun ötesinde beyindeki dolaşım bozukluklarında olumlu etkileri mevcuttur. Bu durumlarda fiziksel performansta azalma, yürüme güçlüğü ve baş dönmesi hissedilir. Tamamlayıcı tedavinin yanı sıra, ozon tedavi yaşam kalitesini arttırmak için kullanılmaktadır.

Göz hastalıklarında ozon tedavi

       Yaşa bağlı dolaşım bozuklukları atrofik ve dejeneratif değişikliklerle gözü de etkilemektedir. Örneğin vizüel fokusun en keskin oluğu noktada, retina merkezinde meydana gelen senil makuler dejenerasyondan dolayı oluşan sekeler optik sinir atrofisine kadar giden çeşitli derecelerde etkili olmaktadır. Siena Üniversitesinde yapılan klinik çalışmalarda ozon otohemotrans füzyon sonrası 6-8 ay içerisinde vizyonda iyileşmeler kaydedilmiştir. Tedavinin devam ettirilmesi halinde vizüel performansta artış gözlenmiş veya daha kötüye gidişin durduğu saptanmıştır.

Kanser ve kanserde ozon tedavi

        Ozon tedavisi tamamlayıcı tedavi olarak Kanser hastalarında oldukça başarılıdır. Burada düşük dozlarda ozon bağışıklık sistemi (immun sistem) aktivasyonunda kullanılır. Lenfositler, yardımcı ve baskılayıcı hücreler, lenfositler ve natural killer hücreler (katil hücreler) gibi İmmun hücreler cytokin denilen interferonu da içeren haberci proteinleri üretmek için ozonun başlattığı biyolojik reaksiyonlar yoluyla aktif hale getirilir. Aslında, ozon vücudun kendi interferon ve interlökinlerini artan miktarlarda üretmesini sağlar. Ozonlanmış kanın hastaya verilmesiyle, pozitif olarak artan bir immün reaksiyonu başlatılır. Bu aynı zamanda vücudun genel direncinin ve zindeliğinin artmasına katkıda bulunur.

Cilt mantarları ve enfekte cilt lezyonları

      Ozonun mantar ve bakterileri yok edici özelliği, 100 yıl boyunca içme suyunun arıtılmasında başarılı bir şekilde kullanıldı. Bu özellikleri, bakteriyel enfeksiyonlu ayaklar, gövdedeki mantar enfeksiyonları, mukozaların fungal / mycotic enfeksiyonları gibi inatçı deri humusları ve mantarlarla savaşmakta tıbbi ozonu çok etkili bir tedavi ajanı yapar.

Enfekte yaralar

       Açık yatak yaraları (decubitus ülserler), alt bacağın ülserleri (Ulcus cruris), şeker hastalarının iyileşmeyen yaraları ve kangren gibi enfeksiyonlu yaraların lokal tedavisi tıbbi ozonun klasik uygulama alanlarına ait olan proseslerdir. Burada öncelikle, mikropsuz ve temiz yaralar elde etmek için ozonun dezenfektan özelliğinden, diğer deyişle bakterisid ve fungisid etkisinden yararlanılır. Yaranın temizlenmesinden itibaren, düşük dozda ozon uygulayarak iyileşme süreci hızlandırılır.

Bağırsak Hastalıkları: proktitis ve kolit

        Enflamasyonlu bağırsak hastalıkların özellikle erken dönemlerinde rektal Ozon gazı üflenmesi şeklinde yapılan lokal uygulamanın çok yararlı olduğu kanıtlanmıştır. Birçok durumda arka arkaya 10 seans ozon uygulanması yeterli olur. 248 hasta üzerinde yapılan proktitis klinik çalışmasında sadece hastaların %90’ı 10 seans sonunda iyileşmiş, sadece %10’unda birkaç 10 seanslık uygulama gerekmiştir.

Virüslerden kaynaklanan hastalıklar

         Herpes simplex (facial herpes), herpes zoster (shingles)
Uçuğun her iki tipi, virüsler tarafından oluşur. Dudak uçuğu (Herpes Labialis), sık sık tekrar eden ve nahoş bir hastalıktır, çok başarılı bir şekilde diğer tıbbi metotlarla ozonun kombinasyonu şeklinde tedavi edilir.
Herpes zoster veya padavralara, ozonla tamamlayıcı uygulama faydalıdır, ozonlu su kompresleri ve ozonlu kan transfüzyonu şeklinde iki farklı yoldan tedavi edilebilir.

Karaciğer enflamasyonu (Hepatit A, B, C)

         Karaciğerin enflamasyonu, tıbbi ozon için klasik tedaviler arasında sayılır. Hepatit A (HVA = hepatitis virus A) diğerlerine göre problemsiz ve tamamen iyileşebilirken, virüsün diğer şekli, hepatit B (HVB = hepatitis virus B), sıklıkla kronik bir şekilde seyreder. Burada klasik tıbbi tedavi metodlarına ilave olarak, ozonlu kan transfüzyonu ya da rektal yolla ozon/oksijen gazının kontrollü bir şekilde verilmesi ile başarılı sonuçlar alınmıştır. Aynı yöntemler ayrıca kuluçka süresi yıllar süren ve kronikleşene kadar bir karaciğer hastalığı olarak teşhis edilemeyen hepatit C hastalığına da uygulanır.

Enflamasyonlu ve dejeneratif eklem hastalıkları

        Enflamasyonlu eklem hastalıklarını üç evreye ayırdığımızda, özellikle evre 1 ve 2, bir başka deyişle ağır kemik deformasyonlarının olmadığı durumlar, medikal ozon uygulamalarına cevap verir. Gonartroz (diz eklemi enflamasyonu) ya da diz ve omuz eklemlerindeki aktif arthritic form tedaviye cevap veren sınıfa dahildir. Standart tıbbi metodlara - spesifik egsersiz terapileri - ilave olarak bu gibi durumlarda intraartiküler ozon enjeksiyonu başarıyla uygulanır. Bağışıklık sistemini güçlendirme ve kıkırdak metabolizmasını aktive etme özelliklerine ek olarak burada ozonun tamamıyla antienflamatuar özelliğinden faydalanıyoruz.

Artritik/Romatizmal Durumlar - Kronik poliartritler

        Artritik/romatizmal durumlar iskelet veya kas sistemiyle ilgili pek çok ağrılı, fonksiyon kısıtlılığı da yapabilen hastalığı kapsamaktadır. Genel olarak medikal ozon uygulaması fizik tedavi ile beraber kombine olarak tamamlayıcı amaçla kullanılmaktadır. Romatoid artrit ( kronik poli artrit ) de yapılan çalışmalarda akut olmayan durumlarda ozon majör otohemoterapi tamamlayıcı olarak başarılıdır. Burada kullandığımız etkisi anti enflamatuar etkidir .

Ozon Tedavi Uygulamaları

       Ozon terapi “Alternatif Tıp“ değil, bizatihi etkileri bilimsel olarak yüzlerce çalışmayla kanıtlanmış etkili bir tedavi yöntemidir. Ozon tedavi ya da Almanlar’ın deyimiyle “Kan yıkama” pek çok hastalıkta kullanıldığına dair çok sayıda kanıt mevcuttur. Ozon terapinin en önemli özelliği, hastaya ve hastalığa özgü olmak üzere vücuda farklı yollarla verilebilmesidir.

Major Yöntem: En yaygın kullanılan bu metotla 50-200 ml kan alınarak, dozu belirlenmiş ozonla karıştırıldıktan sonra tekrar kişiye geri verilmesidir.

Minor Yöntem: Kişiden alınan 2-5 cc kan, belirlenmiş dozda ozonla karıştırılarak kas içine enjekte edilir.

Subkutan: Belirlenmiş doz ve hacimdeki ozon gazı ince uçlu bir iğne ile cilt altına enjekte edilir.


Vücut boşluklarına ozon gazı verilmesi: Rektal - Makat yoluyla, vajinal ve kulak yoluna püskürtme ile ozon verilir.

Eklem içine Ozon gazı verilmesi: Eklem rahatsızlıklarında uygun bir iğne ile belirli dozda ozon gazının eklem içine verilmesidir.

Ozonlanmış ürünlerin kullanılması: Ozonlu su, ozonlu yağ gibi ozonlanmış sıvıların haricen sürülmesi şeklinde uygulanır.

Kitle veya lezyon içine veya etrafına ozon uygulaması:

Ozon sauna uygulamaları:Transdermal ve ısı artırarak, cildin nemlendirilmesi sonucunda buharlı bir ortamda tüm cilde ozon emdirilmesi yöntemidir.

Bu uygulamalardan biri ve/veya birkaçı hastaya veya hastalığa göre seçilerek uygulanır.


 

FİTOTERAPİ


  Bitkiler ya da bitkisel ürünlerle tedavi anlamına gelen Fitoterapi, antik çağlardan beri insanlığın hizmetindedir. Irak yakınlarındaki Shanidar Mağarası'nda bulunan 60.000 yıllık Neanderthal dönem insanının yanında bugün hala tedavide kullanılan yakılmış tıbbi bitki fosilleri bulunmuştur. Bitkilerin tedavi edici ajanlar olarak kullanımına ait ilk kaynaksa bugün Fransa sınırları içinde bulunan Lascaux Mağarası'ndaki duvar çizimlerinde görülmektedir ki bu resimler MÖ. 13.000 -25.000 arasında bir döneme tarihlenmiştir.

  İnsanoğlunun doğayı gözlemleme yeteneği ve deneme-yanılma metoduyla oluşturduğu tıbbi bitki veritabanları zamanla tarihte bilinen ilk hekimler olan şifacıların ortaya çıkmasıyla gelişir. Birçoğu aynı zamanda Şaman dini liderler olan bu kimseler bitkilerin içerdikleri ve bugün hala ancak %10'unu izole edebildiğimiz aromatik özleri tedavi amacıyla kullanmışlardır.

  Antik Grek hekimlerden Hipokrat ve Galen, İyonyalı hekim Nikandros ve ünlü Türk hekim İbn-i Sina başta olmak üzere birçok bilgin de bitkileri hastalık tedavisinde kullanmış ve bu bilgileri bize kadar ulaştırmayı başarmışlardır. Sanayi devrimi ile başlayan endüstrileşme, bitkilerin tedavi popülaritesini azaltmış ancak özellikle son 20 yıldır gelişen doğaya dönüş trendi bugün bitkisel tedavi hazinesini tekrar tıbbın gündemine getirmiştir. Açıktır ki bu yönelişte gelişen tıp teknolojileri, yeni ameliyat yöntemleri ve ilaçlara rağmen artan kronik hastalıkların yadırganamaz bir etkisi vardır. Plastikleşen modern hayat tarzının karşımıza çıkardığı sağlık sorunları insanların unutulmuş tedavi yöntemlerine ihtiyaç duymasına ve buna bağlı olarak hekimlerin de bu konuyu yeniden araştırmasına yol açmıştır.

  Bugün tüm dünyada hekimler tarafından hastalara bitkisel ürünler reçete edilmekte ve sentetik ilaç kullanımı özellikle belli hastalıklarda tercih edilmemektedir. Örneğin Almanya'da eczane raflarında bulunan ilaçların % 70'i bitkisel ekstreler ya da tentürlerdir. Üst solunum yolu enfeksiyonlarında, istisnalar dışında kesinlikle antibiyotik başlanmamakta, bunun yerine bağışıklık sistemini güçlendiren bitkiler reçete edilmektedir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO), tüm ülkelere genelde doğal tıp özelde fitoterapi konusuna daha fazla eğilmeleri çağrısında bulunmuştur.

  Özellikle Avrupa ve Amerika'da bulunan üniversiteler ve enstitülerde yüzlerce tıbbi bitki konusunda araştırmalar ve klinik çalışmalar yapılmış ve yapılmakta olup ulaşılan sonuçlar tüm dünyayla paylaşılmaktadır. Kliniğimizde yapılan fitoterapik uygulamaların temel prensibi, klinik olarak etkinliği ispatlanmış bitkisel ürünlerin kullanılmasıdır ve bu yönde sürekli güncellenen veritabanlarından yararlanılmaktadır. Bu kaynaklar arasında American PDR, German Commission E Monographs, ESCOP ve Pubmed gibi akredite kuruluşların yayın organları ya da veritabanları sayılabilir.

  Sentetik ilaçlara benzer şekilde, biyoaktif etken maddeler içeren bitkilerin ya da bu bitki özlerinin kullanılması esasına dayanan fitoterapinin, bitkilerden elde edilen ilaçlarla yapılan tedaviden farkı; bitkinin içerdiği tek bir etken maddenin değil bitki özündeki tüm biyokimyasal içeriğin kullanılmasıdır. Bu fark, bitkisel tedavilerin kimyasal ilaçlara göre çok daha az yan etkiye sahip olmasının da temel nedenidir.

  Buna rağmen bitkisel tedaviler, hiç yan etkisi olmayan yöntemler değildir. Zehirli bitkilerin kullanımı, yanlış doz ya da birlikte alınmaması gereken ilaçlarla beraber kullanılması sonucunda istenmeyen ve tehlikeli olabilecek yan etkiler oluşabilir. Bu yüzden bitkisel tedavilere ciddiyetle bakılmalı ve amatör yaklaşımlardan kaçınılmalıdır.

  Fitoterapi, birçok hastalık grubunda başarıyla kullanılmaktadır. Özellikle karaciğer hastalıkları, sindirim sistemi sorunları, kalp-damar hastalıkları, hormonal problemler, astım, kronik bronşit ve allerjik hastalıklar, romatizmal sorunlar, migren, depresyon ve anksiyete bozukluğu gibi psikolojik ve psikosomatik problemler bu hastalıklardan yalnızca birkaçıdır.

  Hipokrat'ın dediği gibi: "Gıdalarınız ilaçlarınız, ilaçlarınız gıdalarınız olsun..."


 

HİRUDOTERAPİ


  Sülükle tedavi anlamına gelen Hirudoterapi, antik çağlardan beri hekimler tarafından tedavi aracı olarak kullanılmıştır. Sülük tedavisi ile ilgili ilk kaynaklar MÖ. 15. yüzyılda yaşamış Babil'li hekimlere kadar gitmektedir. Yine MÖ. 3. yüzyılda Mısır hekimlerinin vazgeçilmez tedavi yöntemleri arasında yer aldığı bilinmektedir. Ayrıca MÖ. 2. yüzyılda Ege kıyılarında yaşamış olan hekim Nikandros, MS. 1. yüzyılda Yunan hekim Pliniy ve  MS. 2. yüzyılda yaşamış olan Galen sülük tedavisi uygulamışlardır. İbn-i Sina'nın kitaplarında da sülük tedavisi yerini almıştır. Ne var ki, 20. yüzyılda doğadan elini çeken insanlık sülük tedavisini unutmuştur. Ta ki bundan birkaç on yıl önce Amerikalı araştırmacı Roy Sawyer sülüklerin potansiyel tedavi edici etkilerini ortaya koyup dünyanın ilk modern sülük üretim çiftliğini (Biopharm - İngiltere) kurana dek...

  Bugün sülük tedavisi biyolojik etkileri açısından "benzeri olmayan" bir tedavi yöntemi olarak nitelendirilmektedir. Almanya'da 300'ü aşkın Hirudoterapi Kliniği vardır. Sadece Avrupa yılda 100 milyon sülük kullanmaktadır. Amerika'da sülük tedavisi uygulayan hekimlerin kurduğu derneğin 1000'den fazla üyesi vardır ve 2004'te Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA) sülük tedavisini akredite etmiş ve Avrupa'daki gibi eczanelerde satılmasına izin vermiştir.

  Peki gözleri ve işitme organları olmayan bu canlıları bu kadar değerli bir tedavi aracı haline getiren nedir? Sülükler, kan emerken vücuda kendi ürettikleri salgıyı verirler. Bu salgı şu ana kadar izole edilebildiği kadarıyla 100'e yakın biyoaktif madde içermektedir. Bu maddelerin bir kısmı kanın pıhtılaşmasını engellerken bir kısmı oluşmuş pıhtıları eritmekte, birkaçı ağrı kesici özellikler sergilemekte, bir bölümü de kan basıncını dengelemektedir. Ayrıca sülük tedavisinin antidepresan, antibakteriyel, antioksidan etkinliği de yapılan çalışmalarla ortaya konmuştur.

  Bu özellikleri itibariyle sülük tedavisi kliniğimizde; varis, hemoroid, derin ven trombozu ve periferik arter tıkanıklıkları gibi damarsal sorunlarda, artroz ve artrit gibi iskelet sistemi hastalıklarında, egzama, sedef hastalığı başta olmak üzere birçok cilt hastalığında, glokom ve retinal arter tıkanıklığı gibi tedavisi neredeyse imkansız göz hastalıklarında başarıyla kullanılmaktadır.

  Sülük tedavisi uygulamasında dikkat edilmesi gereken noktaların başında hastanın anemi (kansızlık) sorununun olmaması, kanı sulandırıcı ilaç kullanmıyor olması, pıhtılaşmaya engel bir hastalığının bulunmaması ve vücudunda aktif bir kanama odağının bulunmaması gelir. Ayrıca gebelerde ve emziren annelerde, kontrolsüz diyabet hastalığı veya kalp yetmezliği olanlarda da sülük tedavisi uygulanmaz.

  Bir hastada kullanılan sülükler kesinlikle başka bir hastada kullanılmadan imha edilmektedir. Böylece kan yoluyla bulaşan hastalıkların geçişi engellenerek güvenli bir tedavi sağlanmaktadır.


 

CHIROPRACTIC - MANUAL TERAPİ


  Yunanca Cheir (el) ve Praxis (tedavi) sözcüklerinden oluşan Chiropractic "Elle Tedavi" anlamına gelir ve iskelet sistemi üzerine odaklanan bir tedavi yöntemidir. Omurga ve çevresel eklemlere uygulayıcının eliyle yaptığı müdahalelere "manipülasyon" denir. Sıklıkla kas, kemik, eklem ve bağ dokusu ile ilgili iskelet sistemi sorunlarını tedavi etmek için kullanılır. Tedavinin temel konsepti iki prensip üzerine kuruludur:

  • Organizma güçlü bir kendini yenileme yeteneğine sahiptir

  • Omurga yapısı ile organların fonksiyonları arasında sıkı bir ilişki vardır ve sağlıklı yaşam bu ilişkinin dengesine bağlıdır.

  Omurga manipülasyonları ilk olarak Grek hekim Hipokrat tarafından tanımlanmıştır. Bugün bilindiği şekliyle her organ omurilikten çıkan sinirler tarafından uyarılır. Bu sinirlerin omurga sorunları nedeniyle sıkışması ve elektriksel iletimin bloke olması ilgili organda önce fonksiyonel sonra organik hastalıkların ortaya çıkmasına neden olur. Anlaşılabilecek en kolay örnek fıtıklardır. Örneğin bel fıtığı olan bir insanda bacaklara giden sinir lifleri omurilik düzeyinde sıkışır ve tedavi edilmezse bacakta kısmi felçler ortaya çıkar. Chiropractic, bu ilişkinin iç organlarda da aynı şekilde gerçekleştiğini ifade eder.

  Kliniğimizdeki chiropractic uygulamaları da dahil olmak üzere dünyadaki birçok klinikte daha çok bel ve boyun fıtıkları, siyatik, omurga kireçlenmesi gibi dejeneratif hastalıklar, omurgadaki şekil bozuklukları (skolyoz ve kamburluk), yumuşak doku romatizmaları (fibromyalji ve myofasiyal ağrı sendromu), faset sendromu (omurga kilitlenmesi) gibi kas iskelet sistemi üzerinde başarılı uygulamalar yapılmaktadır.

  İltihaplı eklem romatizmaları, kemik kistleri ve kemik erimesi olan hastalar açısından chiropractic uygun bir tedavi yöntemi değildir.


 

MEZOTERAPİ


  Birçoğu doğal ürünler olan enjekte edilebilir ilaçların, derinin orta tabakasına (mezoderm) çok düşük dozlarda verilmesi esasına dayanan mezoterapi 1952 yılında Fransız hekim Michél Pistor tarafından geliştirilmiştir.

  İlk uygulamalar spor yaralanmalarında hızlı, etkili ve kalıcı bir ağrı tedavisi sağlamak amacıyla yapılsa da cilt altı kılcal kan dolaşımının önemi yıllar içinde anlaşıldıkça uygulama alanları genişlemiş ve bugün cilt hastalıklarından romatizmal problemlere, varislerden saç dökülmesine ve en popüler şekliyle selülit tedavisine kadar uzanmıştır. Günümüzde selülit tedavisinde altın standart tedavi yöntemi olarak görülmektedir ve Uluslararası Mezoterapi Derneği'nin 15.000'i aşkın hekim üyesi dünyanın her yerinde bu tedaviyi uygulamaktadır.

  Mezoterapinin en büyük avantajı lokal (bölgesel) bir uygulama olmasıdır. Böylece sistemik dolaşıma geçmeyen ilaçlar hem uygulanan yerde küçük dozlarla yüksek konsantrasyona ulaşırlar hem de sistemik yan etkiler görülmez.

  Kullanılan ilaçlar genellikle doğal bitki ekstreleri, aminoasitler, vitamin kombinasyonları ve enzimlerdir. Kliniğimizde FDA ve CE belgeli mezoterapi ilaçları kullanılmaktadır. Tedavinin en önemli noktası, kullanılacak karışımın kimyasal etkileşime girmeyecek ürünlerden en uygun dozlarda seçilmesidir. Bu seçim hem etkinlik hem de güvenilirlik açısından son derece hassastır. Uygulamalar, özel mezoterapi enjektörleri ile yapılır ve ağrısızdır.

  Mezoterapi seansları, haftada bir seans olarak başlayıp klinik gelişmeye göre ayda bir seansa kadar inmektektedir.


 

AROMATERAPİ


  Aromaterapi kokuyla tedavi anlamına gelir. İlk aromaterapi uygulamaları 6000 yıl önce antik Mısır'da başlamıştır. Bitkilerin uçucu yağlarının egzotik ve harmonik kokusunu farkeden Mısır ve Hint mistikleri, bu yağları hem hastalık tedavisinde hem de dini ayinlerde kullanmışlardır.

  Aromaterapi iki güçlü duyu üzerine kuruludur: Koku ve dokunma...

  Uçucu bileşenlerin burundaki koku sinirlerini uyarmasıyla beyne giden uyarılar, koku merkezi ile çok yakın ilişki içinde bulunan duygu merkezini (limbik sistem) harekete geçirir ve spesifik etkiler ortaya çıkar. Yapılan çalışmalarda, farklı aromaterapik kokuların beynin elektriksel aktivitesini farklı şekilde etkilediği EEG (elektroensefalogram) sonuçları ile ortaya konmuştur.

  Örneğin Lavanta ve Bergamot uçucu yağları beyinde mutluluk hormonu olarak bilinen Endorfin salgısını 8-12 kat artırır ve uygulamadan birkaç dakika sonra ruhsal bir gevşeme sağlar. Bu anlamda anksiyete ve panik bozuklukta oldukça etkilidir. Egzotik Ylang Ylang yağı ise yorgun günlerin karşı konulamaz desteğidir. Ökaliptüs ve Biberiye yağıyla yapılan bir aromaterapi seansı üst solunum yolu enfeksiyonlarında hiçbir ilaç kullanmaya gerek kalmaksızın şikayetleri ortadan kaldırır. Bu örnekleri çoğaltmak mümkün...

  Aromaterapik ürünler inceltilip masaj yağı haline getirilirse cilt üzerinden uygulanarak da kullanılabilir aksi halde çok yoğun olduklarından ciltte kızarıklıklara neden olması mümkündür. İnceltilmiş aromaterapik yağlar lipofilik özelliklerinden dolayı kolayca kılcal kan dolaşımına katılırlar ve ortalama 6-8 saat kanda tespit edilebilirler.

  Aromaterapi sadece sinirsel hastalıklarda değil, bronşitten saç dökülmesine, cinsel yetersizlik ve erken boşalmadan allerjik hastalıklara kadar pek çok alanda kullanılmaktadır.


 

KRİSTAL TERAPİ


   Kristaller yüksek vibrasyona (titreşime) sahip minerallerdir. İnsanın biyolojik bir canlı oluşu ve doğadaki diğer varlıklarla ilişkisi düşünüldüğünde kristaller gibi özel minerallerden etkilenmemesi söz konusu olamaz.

   Kristaller elde tutulduğunda ya da cilde konulduğunda kristalin titreşimleriyle vücudumuzun vibrasyonları arasında oluşan etkileşim sonucu bir dizi cevap reaksiyonları oluşur.    Pratik uygulamada kristaller çakra denilen spesifik enerji merkezlerine konur. Çakralar vücudumuzun enerji trafoları gibidir ve Doğu tıbbında çok önemli bir yere sahiptir. Zaten Doğu tıbbına göre hastalık tanımı, çakralardaki enerji blokajı ile ilgilidir.

  Vücudumuzda 7 ana çakra bulunur ve herbiri farklı frekanslarda vibrasyonlara sahiptir. Aynı zamanda herbir çakranın kendine ait bir rengi vardır ve tedavide kullanılacak kristallerin seçiminde bu renkler de dikkate alınır. Tarihsel olarak her hastalığa özgü kristal taş destek tedavileri uygulanmıştır.

  Bugün de tüm dünyada kristal taşlar sağlığı yeniden kazanma aracı olarak kullanılmaktadır. Kliniğimizde kristal terapi bir yardımcı tedavi yöntemi olarak kullanılmaktadır. Örneğin depresyon ve uykusuzlukta ametist kristaliyle yapılan tedavilerden çok olumlu sonuçlar alınmaktadır. Ayrıca hastalarımıza çeşitli kristallerden yapılmış takıları da üzerlerinde taşımaları şeklinde önerilerde bulunmaktayız.


 

SICAK TAŞ TERAPİSİ


  Sıcak taş terapisi volkanik özelliği olan ve obsidyen denilen yuvarlatılmış silisyum taşlarının ısıtılarak kullanılmasıdır.

  Silisyum, doğadaki en özellikli kristallerden biridir ve bu kristalin hafıza kapasitesi bugün birçok teknolojik üründe silisyumdan elde edilen silikon maddesinin kullanımına yol açmıştır.

  Obsidyen, ısıyı hızla emen ve uzun süre muhafaza eden bir özelliğe sahiptir. Isıtılmış obsidyenle yapılan masajlarda hem kristalin yaydığı enerjiden hem de derinlere nüfuz edebilen ısı etkisinden yararlanılır.

  Böylece kılcal kan dolaşımı artar, kaslarda hızlı bir gevşeme sağlanır. Ciltaltı dokuda birikmiş olan toksinlerin uzaklaştırılması sağlanmış olur.

   Bugün özellikle gelişmiş ülkelerde hem günün stresinden arınmak hem fizik tedavinin bir parçası olarak kas iskelet sistemi sorunları için yüzlerce klinikte kullanılmaktadır. Sıcak taş terapisi ile uygulanacak bir aromaterapi seansı, detoks programlarının da vazgeçilmez bir öğesidir.


 

SHIATSU & TIBBİ MASAJ


  Japonca Shi (parmak) ve Atsu (basıncı) sözcüklerinden oluşan Shiatsu, elle uygulanan basınç ve manipülatif teknikleri kullanarak vücudun fiziksel yapısını ve iç enerji dengesini düzelten bir Japon tıp disiplinidir. Çin'de benzeri bir uygulama Tuina olarak adlandırılır.

  Bilinen masaj teknikleri dışında Shiatsu, akupressüre benzer şekilde akupunktur noktalarını dikkate alarak uygulama yapılır. Örneğin başağrısı için kullanılacak bölgeler çoğunlukla el ve ayak bileği civarıdır. Ayrıca Shiatsu, iç organ masajlarını da içerir. Zira akupunktur meridyenleri sadece ciltaltı uzanım göstermekle kalmaz, iç organları da içeren derin dokularda devam eder.

  Doğu tıbbında "Yaşam Enerjisi" anlamında kullanılan Qi, akupunktur meridyenleri boyunca sürekli bir sirkülasyon halindedir. Hastalıkların oluşumunun temelinde, herhangi bir iç ya da dış nedenden dolayı bu meridyenlerin "tıkanması" veya sirkülasyonun bozulması yatar. İşte Shiatsu bu blokajı ortadan kaldırmak için parmak basıncını ve eklem mobilizasyonlarını kullanır.

  Shiatsu uygulaması deriye esneklik kazandırır, dolaşım sisteminin gelişmesini sağlar, kas sistemini geliştirir, kemik yapısının iyileştirilmesine yardım eder, sindirim sisteminin fonksiyonlarını destekler, hormonal dengenin korunmasına yardımcı olur ve sinir sisteminin fonksiyonlarını düzenler.

  Bu etkileri sayesinde tüm iskelet sistemi sorunlarında, baş ağrısı ve migrende, uykusuzluk ve stres kaynaklı tüm sorunlarda, kolit, kabızlık, ishal gibi barsak problemlerinde, ürogenital hastalıklarda, astım, bronşit gibi solunum sistemi problemlerinde, ve sinüzitte başarıyla kullanılmaktadır.

  Shiatsu, giyinik olarak uygulanır ve herbir seans yaklaşık 45 dakika sürer.


 

VAKUM TERAPİ


  Folklorik Anadolu tıbbında da önemli bir yere sahip kupa çekme işlemi olarak da tariflenebilecek olan vakum terapi, insanoğlunun en eski sağlık enstrümanlarından biridir. Birçok insan üşüten ya da sırt-bel ağrısından şikayet eden kişilere eskiden kupa çekildiğine şahit olmuştur.

  İçinde ispirtolu pamuk yakılarak oluşturulan negatif basınçla cilde uygulanan kupaların ciltteki kan dolaşımını arttırdıklarını kızarmış kupa izlerinden de anlamak mümkündür.

  Günümüzde artık ispirtolu pamuklar yakılmıyor ama bir pompa yardımıyla içinde negatif basınç oluşturulan manyetik kupalarla uygulanan tedavi hala güncel ve çok değerli... 

  Polikarbon kupaların ortasına yerleştirilen manyetik çubuklar akupunktur noktalarına denk getirilerek uygulanan vakum terapi, ciltaltı kan dolaşımını artırmakla kalmaz, mekanik etkiyle kas gevşetici olarak da kullanılır. Ayrıca bu akupunktur noktalarının mıknatısla uyarılmasından dolayı da akupressür etkisi elde edilmiş olur. Peki ciltaltı kan dolaşımını niçin bu kadar önemlidir?

  Omurganın yanlış kullanımı ve kronik stres gibi nedenlerden dolayı aşırı kasılan ve gevşeyemeyen kaslar sürekli laktik asit üretirler ancak aynı nedenlerden dolayı bozulan kan dolaşımı, yorgunluk ve ağrı yapıcı bu maddelerin o bölgeden uzaklaştırılmasına izin vermez. Böylece hücreler arası sıvı atık madde deposuna dönüşür ve belli bir süre sonra kronik ağrı - kas spazmı - kronik ağrı kısır döngüsü oluşur. Bu noktada alınan kas gevşetici ilaçlar kanda yeterli konsantrasyonda bulunsa bile kas spazmının olduğu bölgeye ulaşamadıklarından sorunu çözemezler. Böyle durumlarda bölgesel direkt uygulamalar yapmak gerekir ki, vakum terapi tam da bu noktada devreye girer. Kan dolaşımını artırır ve hem akupressür hem mekanik etkisiyle refleks uyarım yaparak kasları gevşetir.

  Kliniğimizde yapılan vakum terapi uygulamalarının bir diğer şekli ise manyetik olmayan kupaların aromaterapik bitkisel yağlarla birlikte kullanıldıkları negatif basınçlı derin doku masajıdır. Fibromyalji, Migren ve Myofasiyal Ağrı Sendromunda, omurga çevresi kaslarda görülen ve neredeyse kıkırdak doku sertliğinde olan kas spazmlarını çözebilmek konusunda oldukça etkilidir.

  Diğer uygulama alanları; erken boşalma, sancılı adet görme, üst ve alt solunum yolu enfeksiyonları, başağrıları, bel-boyun fıtıkları, uykusuzluk ve selülittir.

  Ortalama bir vakum terapi uygulaması yaklaşık 15 dakika sürer ve hasta güvenliğini sağlamak için her seans sonunda kullanılan vakumlar sterilizasyon işlemine tabi tutulur.


 

TAI CHI CHUAN & YOGA


  Uzakdoğu sağlık sistemlerinin zihin-beden çalışmalarından biri olan Tai Chi, hareketli meditasyon olarak da tanımlanabilir. Zira uygulamanın temeli, doğru nefes, kontrollü hareket ve meditasyondur.

  Tai Chi, Çin'de MÖ. 12. yüzyıl civarında doğmuş ve silahsız savunma sanatları içinde yer almıştır. Bugün Çin'de herhangi bir park, bahçe ya da yol kenarında her sabah toplu halde Tai Chi yapan her yaştan insan görebilirsiniz. Güne zinde ve sağlıklı başlamanın iyi bir yoludur.

  Tai Chi'de hareketler yavaş ve akıcıdır, şiirsel bir ritüeli andırır. Belli sayıda hareketin oluşturduğu diziler "form" olarak adlandırılır. En kısa form 13 hareketten oluşur.

  Bir diğer zihin-beden çalışması Hindistan'dan dünyaya yayılan Yogadır. Yoga, çok sayıda temel hareketlerden (asana) oluşur. Tai Chi'de olduğu gibi nefes kontrolü ve meditasyon da olmazsa olmazlarındandır.

  Yoga, spiritüel bir çalışma olarak başlasa da sağlıklı kalmak için yapılan uygulamaları evrensel bir noktaya ulaşmıştır. Dünyanın her yerinde Yoga Enstitüleri ve uygulayıcıları bulmak mümkündür.

  Kliniğimizde Tai Chi uygulamaları Dr. Batu Bayar, Yoga çalışmaları ise Hindistan Vivakonanda Yoga Üniversitesi'nden sertifikalı Nur Kalafatoğlu tarafından haftada birer gün yapılmaktadır.
 

  Tai Chi ve Yoga uykusuzluk, anksiyete ve depresyon gibi sinir sistemi hastalıklarında, yumuşak doku romatizmalarında, gastrit, kolit gibi fonksiyonel mide-barsak hastalıklarında, hipertansiyon ve kolesterol yüksekliğinde, kalp-damar sistemi hastalıklarında etkili bulunmuş ve Amerikan Ulusal Sağlık Enstitüsü'nün bir kuruluşu olan National Center  for Complementary and Alternative Medicine tarafından bu hastalıklarda uygulanması önerilmiştir. Kalp hastalarına yönelik uygulanan "Kalp Yogası" programı da kliniğimizde yürütülmektedir.


 

REFLEKSOLOJİ


  Eller ve ayaklarda bulunan bölge ve noktaların vücudun diğer organ ve sistemleriyle bağlantısını esas alan tedavi yöntemidir.

  Refleksoloji, antik Mısır, Hint ve Çin tıbbında adı geçen bir uygulama olup Batı dünyasına girişi 20. yüzyıl başlarına denk gelir.

  Refleksolojiyi sistematize edip Avrupa kıtasına taşıyan isim Dr. William Fitzgerald olmuştur. El ve ayaktaki özel noktaların organ fonksiyonları üzerindeki etkisini konu alan tedaviye "Alan Tedavisi" adını verse de aslında bu Refleksolojinin ta kendisidir.

  Akupunktur prensiplerine benzer şekilde refleksoloji, Yaşam Enerjisi (Qi) olarak adlandırabileceğimiz vücudun enerji akımını uyararak ilgili organlarda fiziksel ve fonksiyonel dengeyi sağlar. Vücuttaki organlar çeşitli yollardan akan enerjiyle bağlantılıdır ki bu bağlantı avuçlarda ve ayak tabanında bulunan belli bölgelerde temsil edilir.

  İyi bir refleksoloji seansı beraberinde aromaterapik bitki yağlarıyla yapılan el ve ayak masajını da içerir. Böylece lenfatik kanallar da dahil olmak üzere dolaşım sistemi, sinir sistemi, kas-iskelet sistemi ve bağışıklık sistemi istenilen şekilde uyarılmış olur. Özellikleri günlük stres ve yorgunluğun uzaklaştırılması konusunda refleksoloji oldukça iyi yöntemdir.

  Kliniğimizde refleksolojik uyarım yapan cihazlar kullanılmakla birlikte gerektiğinde tek nokta uyarımlarını içeren "hedefe yönelik" refleksoloji de uygulanmaktadır.


 

ENERJİ TERAPİLERİ (RECONNECTIVE HEALING)


  Tekrar Bağlantı (Reconnective Healing), kendi öz gerçeğimiz ile bağlantımızı yeniden oluşturan, varlığımızın tüm parçalarına ulaşmamızı sağlayan ve tüm evrenle bağlantı kurmamıza yardım eden Beşinci Boyut Yeni Enerji Şifasıdır. Amerikalı tıp doktoru Eric Pearl tarafından sistematize edilmiştir.

  Uygulayıcı ellerini kullanarak beşinci boyut enerjisini alıcının enerji bedenine aktarır, alıcıya dokunması gerekmez. Seans süresince kişinin akupunktur meridyenleri boyunca bulunan aksiatonal hatlarının (aksiatonal hatlar yaşlanmayı, hücre metabolizmasını ve yenilenmeyi kontrol altına alan kimyasal bir kod mekanizmasıdır) tanrısal bağlantısını sağlayarak tüm subtil ve fiziksel bedenlerin şarj olmasını ve negatif duygu ve düşünsel kalıpların temizlenmesine duygusal ve ruhsal düzeyde yenilenmesine yardımcı olur.

  Enerji çalışmasının etkili olması inanca bağlı olmadığı ve kişinin olayı kontrol altında tutma gibi bir gerekliliğinin olmamasından dolayı son derece başarılı neticeler elde edilebilmektedir. Hatta inanmayan kişilerde beklenti olmadığı için daha da iyi neticeler alınmaktadır. Hırs veya aşırı beklenti enerji blokajı oluşturabilir.

  Herkesin Reconnective Healing deneyimi özgündür ve seans miktarı her şahsın durumuna ve alınan neticeye göre değişir. İyileşme bir anda ve tek bir seansta da gerçekleşebilir, bazen iyileşmenin kendini göstermesi biraz daha uzun bir zaman da alabilir.

  Uygulama, Tekrar Bağlantı Şifası ile Kişisel Bağlantı olarak iki farklı şekilde eller bedene temas etmeden yapılır.


 

MANYETİK ALAN TEDAVİLERİ


  Mıknatıslar bin yıllardır tedavi amacıyla kullanılmaktadır. Magnet (mıknatıs) terimi adını Manisa'dan (Magnesia) alır. Antik bir Grek medeniyeti olan Magnetler, metalleri kendine çeken değişik bir "taş" keşfettiklerinde buna yaşadıkları toprakların adını vermişlerdir.

  Benzer dönemlerde Çin medeniyetinde de mıknatıstan bahsedilmiş ve tıbbi kullanımıyla ilgili kayıtlara rastlanmıştır.

  İnsanlar hayatları boyunca dünyanın geomanyetik alanının etkisinde yaşarlar. Vücudumuzda da istisnasız her hücre birer küçük pil gibi çalışır ve herbirinin elektriksel ve  elektromanyetik bir varlığı sözkonusudur.  Bu manyetik varlık  hücresel fonksiyonların

regülasyonunda önemli bir yer tutar. Tüm vücut düşünüldüğünde ise hassas manyetometreler tarafından ayrıntılı olarak ölçülebilen bir elektromanyetik değer ortaya çıkar. Görülmüştür ki hastalıklar sırasında bu manyetik alan değerinde ciddi değişmeler olmaktadır.

  Dr. Nakagawa, Japanese Medical Journal'da yayınlanan "Manyetik Alan Eksiklik Sendromu ve Manyetik Tedavi" adlı makalesinde dünyanın manyetik alanının insan sağlığı açısından önemini vurgulamış ve modern hayatta kullanılan betonarme binaların ve otomobillerin insanoğlunu bu manyetik alandan yoksun bıraktığını belirtmiştir.

  Manyetik alan kaybı insan organizmasında strese bağlı sorunları artırır. Başağrısı, Kronik Yorgunluk Sendromu (CFS), eklem kireçlenmeleri, allerjiler, kas ağrıları ve kramplar da manyetik alan eksikliğine bağlı sorunlar gibi gözükmektedir. Amerika ve Rusya'nın yaptığı araştırmalar göstermiştir ki; astronotlarda ortaya çıkan osteoporoz (kemik erimesi), uzay boşluğunda vücudun manyetik alandan mahrum kalmasına bağlıdır.

  Bugün manyetik alan tedavileri tıbbın ayrılmaz bir parçası olmuştur. Avrupalı ortopedi uzmanları standart tedavilerle kaynamayan kırık uçlarına manyetik alan uygulayarak iyi sonuçlar elde etmektedirler. Bu tedavi yönteminin astım, hipertansiyon, romatizmal hastalıklar, kemik erimesi, varis ülserleri, uykusuzluk ve anksiyetede tedavi edici etkinliği ispatlanmıştır.


 
   

  Hayvanlardan elde edilen ürünlerle tedavi yöntemidir.

  Uzakdoğu tıp disiplinleri bu yöntemi yüzyıllar boyunca yaygın biçimde kullanmışlardır ve bu kullanım hala devam etmektedir. Örneğin Tibet'te yaşayan misk geyiğinin salgı bezinden elde edilen misk günümüzde aromaterapinin önemli argümanlarından biridir ve güçlü bir antidepresan destek tedavi yöntemi olarak karşımıza çıkmaktadır. Türkçe'de "mis gibi kokmak" deyimi de misk kokusuna atfen söylenmiştir ve gerçekte misk kokusu yenidoğan bebeğin kokusuyla aynıdır. Dolayısıyla misk koklandığında, bilinçaltında zaman kavramı olmadığı için beynimizi anne kucağında süt emen güven duygusu içindeki bir bebeğin duygu bütünlüğüne döndürür.

  Misk kokusunun etki mekanizması hakkında birçok araştırma yapılmış olup koku sinirleri aracılığıyla beyindeki duygu merkezini uyardığı ve mutluluk hormonu salgısını artırdığı öğrenilmiştir. Ayrıca ağızdan alınarak kuvvet verici ve kalp kaslarını güçlendirici olarak da kullanımı söz konusudur.

  Daha başka örnekler vermek gerekirse Asya gergedanının boynuzu, antilop boynuzu, akrep külü, hayvansal jelatinler ve kirpi eti akla ilk gelenlerdir. Bu otantik örnekler dışında günümüzde Batı tıbbında da kullanıldığı şekliyle Somon balığından elde edilen salkatonin, osteoporoz tedavisinde önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca Köpek balığı kıkırdağı, köpek balığı karaciğeri ve sığır kıkırdağı da eczanelerde hap ya da kapsül formunda bulunabilecek opoterapi ürünleridir.

  Kısrak sütünden fermantasyonla elde edilen kımız, Kafkaslar ve Ortaasya başta olmak üzere tüm dünyada güçlü bir antioksidan tedavi olarak kabul edilmektedir. Örneğin Almanya'da hastalarını kımızla tedavi eden birçok klinik bulunmaktadır.

  Ancak arı sütü ve bal gibi opoterapi ürünlerinin popülaritesi diğerlerini gölgede bırakmıştır. Günlük beslenmemizde çok önemli bir yer tutan bal yüzyıllardır tedavi amacıyla da kullanılagelmiştir. Balın dahili kullanımındaki faydaları dışında bugün haricen uygulamarda egzama, sedef gibi kronik cilt hastalıklarında da oldukça etkili olduğu bilinmektedir.

  Yapılmakta olan klinik çalışmalar opoterapinin geleceğin tıbbında çok daha fazla kullanılacağının habercisidir.


 

NLP


 Neuro: Sinir sistemimizin yaşadıklarımızı beş duyumuzla algılayıp işlemesidir.
 Linguistic: Kullandığımız dil ve sözsüz iletişimi (beden dili) kapsamaktadır.
 Programming: Sinir sistemimizin ve iletişimimizin sonucunda oluşan kodlamadır.

 1970’li yılların başında dilbilimci John Grinder ile matematikçi Richard Bandler Kaliforniya’da mükemmel insanları modelleyerek bu değişim programını sistemleştirdiler.

NLP insanın tıpkı bir bilgisayar gibi değişebileceğini ve belirlediği hedeflere ulaşabilmesinin mümkün olabildiğini ortaya koyan bir disiplindir.

  Peki birer birey olarak değişimi nasıl oluşturabiliriz?
  Standartlarımızı nasıl yükselterek, mükemmelliğe ulaşabiliriz?
  Sosyal ilişkilerimizde kendimizi nasıl daha iyi ifade edebiliriz?
  Karşımızdakini daha rahat anlayabilmek için ne şekilde iletişim becerileri edinebiliriz?
  Vizyon ve misyonumuz tam olarak nedir?
  Hedeflerimize yürürken yeterli motivasyonu nasıl sağlayabiliriz?

  İşte bütün bu soruların cevapları başarı ve iletişim alanında etkili olan NLP’nin spesifik amaçlarındandır.

  NLP aslında bize zihnin olağanüstü gücünün yeniden hatırlandığı bu çağda düşüncelerimizi ve dilimizi doğru kullanarak dilediğimiz alanda daha başarılı olma adına bilinç ve bilinçaltı düzeyde etkili olabilecek yolları göstermektedir ki böylelikle bizler de düşünce ve eylemlerimizi dilediğimiz gibi düzenleme şansına sahip olabilmekteyiz.

  Kliniğimizde kişisel gelişim, anlayarak hızlı okuma, kuantum öğrenme gibi bireysel amaçlar dışında depresyon, panik bozukluk, anksiyete, migren gibi tüm psikolojik ve psikosomatik hastalıkların tedavisinde kullanılan NLP; obesite, sigara bıraktırma ve bağımlılık tedavilerinde de uygulanmaktadır.
 

Bugün 81451 ziyaretçi (132395 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=